Dilenci

Dilenci
Şehrin en kalabalık caddesinde hızlı adımlarla yürüyordu. Omzuna çarpıp geçen birine bakmak için başını çevirdiğinde duvar kenarındaki dilenciye takıldı gözleri. Cadde boyunca sıralanmış diğer dilenciler gibi bir hanın giriş merdivenlerine oturmuş, bir elini hızla akan kalabalığa doğru uzatmıştı. Elbiseleri eski veya yırtık olmadığı gibi ilk bakışta fark edilen bir özrü de yoktu. Yalnız, yüzü görünmüyordu. Başında siyah bir şapka vardı ve şapkanın ön kısmında yüzünü örten bir peçe. Dilencinin her türlüsünü görmüştü bu şehirde. Çeşitli uzuvları eksik veya sakat olan, bir kusuru olmadığı halde numara yapan, boynunda ölümcül bir hastalık raporu veya kucağında çocukla merhamet dilenen onlarca dilenci… Muhtaç olmadıkları halde, insanların acıma duygusunu sömürdüklerine ve başkalarının ihtiyaç duyacağı merhameti gasp ettiklerine inandığından sevmezdi onları. Yine de bazen kimin gerçekten ihtiyacı olduğunu düşünme yükünden kurtulmak için o da kolayına kaçar, yanından geçtiği bir dilenciye uzattığı bozuklarla vicdanını doyururdu herkes gibi. Yüzünü saklayan bir dilenciyi ilk kez görüyordu. Neden örtmüştü yüzünü? “Ne gibi bir kusuru olabilir?” diye düşündü. Zaten bir dilencinin kusuru, tek sermayesi değil miydi? Dilencinin önünden birkaç adım uzaklaşmıştı. Merakı daha fazla gitmesine engel oluyordu. Gerçekten paraya ihtiyacı olan biri miydi acaba? Utandığı için mi göstermiyordu yüzünü? Bir iki kez yürüyüp gitmek istedi ama daha ilk adımı atmadan vazgeçmişti. Cebinden çıkardığı bozuklukları vermek için ona yaklaştı. Kendisini para vermeye zorlayan şeyin ne olduğunu bilmiyordu. Önüne geldiğinde dilencinin boynuna asılı “İstersen yüzüme bakabilirsin” şeklindeki yazıyı gördü. Merakı iyice artmıştı. Parayı avucuna bıraktıktan sonra uzaklaşmak üzere bir adım attı. Kararsızlığını yenemiyordu bir türlü. Adama yüzünü örttüren şeyin ne olduğunu anlamak için durmuş, öğrenemediği gibi bir de sadaka vermişti. Kimsenin peçeyi kaldırmak istemeyeceğini düşünen bir sahtekâr mıydı acaba? Yoksa göz yuvaları boş ve yüzünün derileri sarkmış bir hilkat garibesi miydi? Aklına her saniye başka bir ihtimal geliyor, bu ihtimalleri gözünde canlandırıp ürperiyordu. Cesaretini toplayıp dilencinin yanına çöktü. “Yüzü feci halde yanık veya yaralı olabilir, görünce irkilmemem lazım” diye geçirdi içinden. Ama ne olursa olsun bakacaktı. Her türlü görüntüye hazır olmalıydı. Peçeyi yavaş yavaş önce çenesini görecek şekilde açacaktı. Kalp atışları giderek hızlanıyordu. Elinin titremesini hissettirmemeliydi ona. Nefesini tutup elini peçenin ucuna doğru götürdü. Alnından ter boşanıyordu. Dilenci peçenin arkasından onu görüyor muydu?  Peçeyi yavaş yavaş kaldırmaya başladı. Elinin titremesini bir türlü engelleyemiyordu. Dilencinin boynu ve çenesinin ucu görünmüştü, normal bir insanınkinden farklı değildi. Bir an bütün cesaretini toplayarak hızlıca kaldırdı peçenin geri kalanını. Onunla göz göze gelmişti. Ne yuvalarından fırlamış gözler, ne de yanık bir yüz duruyordu karşısında. Peçenin altındaki kendi yüzüydü…

 

Halil Çalışkan

Bu yazı Hikayeler kategorisine gönderilmiş ve , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Dilenci için 12 cevap

  1. Mahmut der ki:

    Halil’im gerim gerim gerdin bizi ama öyle bir bitirdinki biz ne olduğunu anlayana kadar, bitmişliği hikayenin zihnimizde bir tutam düşünce bitirdi. Bir an ölümün yanık kokusu sızdı direği arkasına burnumuzun, ardından bir başkası diye duraksadık, sonra farkına vardık utanarak, kendisi olduğumuzun.

  2. celal bilgin der ki:

    Hikayeyi çok beğendim ancak sonu çok hoşuma gitmedi.

  3. ahmet der ki:

    çook güzel bir hikaye.hepimiz dilenciyiz aslında. Allahtan istemek yerine kullara avuç açıyoruz.kendisiyle yüzleşebilene ve yüzleştirenlere saygılar…

  4. ahmet2 der ki:

    Sonuna kadar gerilimliydi, güzeldi fakat sonunda anlatılmak istenen daha kuvvetli anlatılabilirdi.

  5. hannnifiiiiii der ki:

    Arkadaş çok üstten ve elit olmuş,yazıyı allahtan çok uzatmamış kısa kesmişsin.Birde okuyucuyu bu kadar gerip yarı yolda bırakmamak lazım yoksa benim gibi kapasitesi düşük insanlar yorumlara bakarak ancak anlayabilir.

  6. Mustafa Kemal Olcay der ki:

    şaşırtıcı bir hikaye.rüya gibi biraz

  7. T. Asım der ki:

    Yazıda giriş ve gelişme bölümleri gayet güzel, akıcı fakat sonuç, beklenilen sonuç değil.Sonuç başka şekilde tamamlanmalı. Yazı günlük-gerçek hayattaki olaylar gibi, fakat sonuç hayali gibi.

  8. admin der ki:

    Her zaman beklenilen sonuçlarla karşılaştıracak kadar tekdüze değil hayat. Evet gerçeküstü bir hikaye bu, ama sonuç hayali değil. Peçeleri kaldırın. Altında siz varsınız…

  9. Esma der ki:

    felsefi hikayelere mi başladınız halil bey. çok gerilimli olmuş : )tebrikler. devamını beklioruz.

  10. dilenci der ki:

    okurken baya bi heyecanlandım ama sonunu okuyunca “nası yani” dedim ister istemez. kendimi alay edilmiş gibi hissettim:) yorumları okuyup hikayeyi bi daha okuyunca anladım. bu kadar kapalı anlatım olur mu ama :) kaleminize sağlık.

  11. Ayten der ki:

    EVET HİKAYE ÇOK GÜZEL…ANLATIM SÜRÜKLEYİCİ…FELSEFFİ YORUMU BİR KENARA BIRAKIRSAK EYER HİKAYENİN SONU GERİLİMLİ:)) DÜŞÜNSENİZE PEÇESİNİ YAVAŞÇA VE MERAKLA AÇTIĞINIZ KİŞİNİN YÜZÜ AYNI SİZ.BEN KESİNLİKLE ÇIĞLIK ATAR VE KAÇARDIM HERHALDE…BELKİ UYUMSUZ BİR BENZETME OLUCAK AMA..ÖMER SEYFETTİNİN BOMBA İSİMLİ HİKAYESİNDE DE BİLİYORSUNUZ HHİKAYENİN SONUNDA BİR KUTU VAR VE KUTUYU AÇTIKLARINDA İÇİNDEN KESİK BAŞ ÇIKIYORDU…BEN ONU OKUDUĞUMDA (ÇOCUKTUM TABİİ) DEHŞETE DÜŞMÜŞTÜM… KENDİ YÜZÜMÜ DE BAŞKASINDA GÖRSEM YİNE DEHŞETE DÜŞERİM..:))HİKAYE İŞTE BU YÜZDEN İLGİ ÇEKİCİ OLMUŞ…AMA HİKAYEYİ BİRAZ DAHA UZATABİLİRDİNİZ..PAT DİYE BİTMİŞ SANKİ…ACELE EDİLMİŞ GİBİ..KALEMİNİZE VE YÜREĞİNE SAĞLIK…

  12. Nergis der ki:

    Okurken meraklandıran ve heyeceanlandıran, okuduktan sonra düşüncelere sevk eden bir yazı. Sonuç konusunda ise bence herkes sonucu kendine göre uzatabilir. Böyle bir sonuçla insan düşünmeye, tefekkür etmeye yönleniyor.
    Kaleminize ve yüreğinize sağlık

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir