Sigara

            Mahçup ve ürkek adımlarla dükkâna girdi çocuk. Babası marangoz yazıhanesinde oturmuş, bir müşterisiyle, kapıları ne zaman takacağını konuşuyordu. Dışarıda oynarken kafesinden yeni kaçmış bir kuş gibi cıvıl cıvıl olan çocuk içeri girer girmez ciddileşmiş, sanki birdenbire büyümüştü. Yaşı yedi ya da sekiz gösteriyordu. Hareketlerinde yaşından beklenmeyen bir olgunluk olmasına rağmen dış görünüşü herhangi bir çocuğunki gibiydi. Üstü başı toz içerisinde ve gömleğinin düğmeleri açık bir şekilde girdi içeri. Düğmelerini ilikleyip pantolonunun paçasını hızlıca temizleyerek kıyafetine bir çeki düzen verdikten sonra utangaç adımlarla babasına doğru yürüdü. Adam, çocuğun geldiğini fark etmemişti bile. Müşterisinin dikkatinin çocuk üzerinde odaklandığını görünce dönüp:
-Ne var? Diye sordu.
İçine çektiği sigara dumanından anlamıştı babasının sinirli olduğunu. Sinirli olduğu zamanlarda başka türlü içerdi sigarayı. Hafif titreyen ellerinin nasırlı parmaklarında tuttuğu sigaraya nefret dolu bir bakış fırlatır sonra sanki orman havası çeker gibi çekerdi dumanını. En çok bu zamanlarda korkardı babasından ve en çok bu zamanlarda hissederdi baba şefkatine ne kadar muhtaç olduğunu. Aklından geçenleri bir kenara bırakıp birkaç adım yaklaşarak bir şeyler fısıldadı babasına. Adam çocuğun ne diyeceğini önceden biliyor olmalıydı ki içine çektiği sigara dumanını üfledikten sonra:
-Sana kaç kere yanımda biri varken benden para isteme demedim mi? diye çıkıştı.
Çocuk geldiğine çoktan pişman olmuştu ama ne geri dönüp hiçbir şey olmamış gibi çıkabiliyor, ne de orada durmaya tahammül edebiliyordu. Babasına özgü katı terbiye kuralları içinde yetişmiş olduğu için ne ısrar etmeyi ne de küsmeyi biliyordu.
 Başından beri çocuğu meraklı gözlerle izleyen müşteri onu yanına çağırarak:
-Şanslısın! Bende biraz ufaklık var ağırlık yapıyordu zaten deyip cebinden çıkardığı bozuk paraları çocuğa uzattı. Parayı almak istemesine rağmen babasının böyle bir şeye çok kızacağını bilen çocuk bir anlık tereddütten sonra kızaran yanaklarını saklamaya çalışarak aldı parayı.
Adamın sinirini bir hayli bozmuştu bu olay. Hiç beklenmedik bir anda patlatıverdi tokadını çocuğun yanaklarına. Müşteri olanları hayretle izliyordu. Çocuk hiç tokat yemiş gibi durmuyordu. Yanağındaki kızarıklıktan başka hiç bir belirtisi yoktu yediği tokadın. Bir de elindeki paralar düşmüştü yere. Babasının “Hadi defol şimdi” dediğini duyduktan sonra sanki bunu bekliyormuş gibi düşen paralarını toplayarak koşar adım çıktı dükkandan. Para çok önemli bir şey için lazım olmalıydı ki her şeye rağmen parayı alıp gitmişti. Müşteri, amaç terbiye vermek de olsa bir çocuğa bu kadar gaddar davranılamayacağını, yaptığının zalimlik olduğunu söylemek ve hatta adama bir tokat atmak istedi ama hiçbirini yapmadı. Adam sanki bu düşünceleri okumuş gibi:
-Önemli olan parayı alıp almaması ya da para istemesi değil benim yasakladığım bir şeyi yapması, dedi.
Söylediklerinin tatminkâr olmadığını fark edip ekledi:
-Çocuk işte! Kötü alışmasın istiyorum. Nasıl olsa unutur. Kim bilir hangi lüzumsuz şeyi çekti canı?        
Aradan beş dakika geçmemişti ki yine dükkân kapısında göründü çocuk. Hızlı adımlarla babasına yaklaştı. Tombul yanakları kızarmış, biraz önce yediği tokattan sonra ağlamamasına rağmen şimdi, dolan gözleri kirpiklerini ıslatmıştı. İki eli arkasında bir şeyi saklar gibi tutuyordu. Kendisine acıyarak bakan bir çift gözden haberdardı. En çok da bu bakışların ağırlığıyla eziliyor ve başını öne eğmiş her şeyin bir an önce olup bitmesini bekliyordu. Söyleyecek çok şeyi vardı belki, ama öyle sıkmıştı ki dişlerini, ağzından tek bir sesin bile çıkmasına imkân yoktu. Hatta nefesini bile korkarak alıp veriyordu, içinde çoğalan hıçkırıklar koyuverir kendini diye. Hâkimin söz vermesini bekleyen mazlum bir mahkûmun sabrı ve çaresizliğiyle babasının onu görmesini bekledi saniyelerce…
-Yine ne var? Diye sordu adam sigarasından bir yudum alıp çocuğa dönerek.
 İçeri girdiğinden beri arkasında sakladığı küçük elleri yavaşça babasına uzandı. Ellerini açtığında avucundakinin ne olduğunu görebilmek için başını öne uzatıp gözlerini hafifçe kısmıştı müşteri. Basit bir tahta sigara ağızlığı duruyordu çocuğun ellerinde. Belli belirsiz kımıldayan dudaklarından uzun süre sessizliğe sebep olacak birkaç sözcük döküldü:
-Babalar günün kutlu olsun…

Bu yazı Hikayeler kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Sigara için 1 cevap

  1. BTS der ki:

    “baska yorum yazmayacagim” diye okuyordum yazilari ama bu yazi fikrimi degistirdi. Bir de cok sulugozumdur ben…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir